İSLÂM alemini örümcek ağı gibi dünyayı sarmış olan
DALALET FIRKALARI;

(Müslüman, kafir'in inanmadığını bildiği için ona karşı korunup bir kalkan oluşturuyor, ancak bu dalalet ve bid'at fırkaları mensupları müslümana bende inanıyorum diyerek yaklaştığından onu zehirleyip itikadını bozmasına önlem almasını engelliyor, zira bunlar uzun eğitimler, hazırlıklar ve çalışmalardan sonra faliyete başlıyor. Sakat fikirlerini Ayet-i Kerimeleri kendi reylerine göre yorumlayarak da desteklemek suretiyle işi bitiriyor ve zehiri verip uzaklaşıyorlar)

Hicri onbeşinci asrın ilk yıllarında İslam dünyasında ve bu arada ülkemizde bir sürü bid'at ve dalalet (sapıklık) fırkaları zuhilr etmiş ve müslüman kütlelerin zihinleri karmakarışık olmuştur. Böyle bir zamanda ehl-i sünnet mezhebine hizmet etmek ve bid'at cereyanlarıyla savaşmak başta gelen hizmetlerdendir. Aşağıdaki satırlar böyle bir hizmet maksadıyla kaleme alınmıştır. Muhakkak ki, ehl-i sünneti bırakıp da bid 'at ve dalalet çıkmaz sokaklarına sapmak büyük günahlardandır. Müslümanları bu mevzuda uyarmak bizler için hem bir hak, hem de bir vazifedir. Ehl-i bid'at ve dalalet bundan memnun olmasa da

Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin, bir hadis-i şeritlerinde me alen şöyle buyurdukları rivayet olunmaktadır: "Ümmetim yetmişüç fırkaya (parçaya) ayrılacaktır, biri müstesna bu fırkaların hepsi Cehennem'e girecektir". (İbn-i Mace,Tirmizi,Ebu Davud,Darimi) Bu' uyarıyı duyan ashab soruyorlar: "Ya Resulallah, kurtulacak olan Fırka-i Naciye hangisidir?", Yüce önderimiz cevap veriyorlar: "Benim ve ashabımın yolundan gidenler"

Resulullah Efendimiz'in dedikleri tahakkuk etmiş ve maalesef Müslümanlar bir sürü fırkaya ayrılmışlardır. Biri müstesna, hepsi derece derece bozuk ve sapıktır. Bu müstesna yol, bu kurtulacak olan fırka ehl-i sünnet ve'l cemaat mezhebidir. Bu mezheb mensupları i 'tikadiyatta (inanmağa ait din hükümlerinde) iki imama (öndere) tabi olmuşlardır: (I) İmam Maturidi,(Hanefi mezhebi) (2) İmam Eş'ari,(Şafi,Hanbeli, Maliki mezhebleri). Bu iki imarnın aralarında esasa, asıllara ait hiçbir ihtilaf yoktur. Sadece teferruata ait bazı inceliklerde küçük mana ayrılıkları olmuştur. Bu iki imama bağlı olan ehl-i sünnet müslümanları birbirlerini kardeş bilir, yekdiğerini sapıklıkla veya bid'atle itham etmezler.

Amellere (işlemeğe, füruata) ait din hükümlerinde de ehl-i sünnet müslümanları dört imama tabi olmuşlardır: İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Şafii, İmam Ahmed bin HanbeL. Bu dört imam mutlak müctehid olup Allah'ın Kitabından ve Resulullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) sünnetinden hüküm çıkartmağa iktidar ve ehliyetleri vardır. (Bu dört büyük ve muhterem zattan başka yine onların çağında başka mutlak müctehidler çıkmışsa da, zamanla onların taraftarları kalmamış ve ehl-i sünnet mensupları bu dört mezhebte ittifak etmişlerdir).

Asr-ı Saadette mezheb yoktu ve olamazdı. Çünkü o zaman Peygamberimiz ve ashabı vardı. Herhangi bir mevzuda tereddüt veya şüphe olduğu zaman Peygamberimize (SAV) soruluyor ve hemen doğru cevabı alınıyordu. Ama ondan sonra İslam dünyası genişledi, dinimiz, kısa zamanda büyük ülkeler feth etti ve ümmetimizin sayısı hızla kabardı. Dini mevzularda ihtilaflar baş gösterdi. Bir yandan da, İslamiyeti içinden çökertmek isteyen yahudiler, İranlı mecusi'ler, hıristiyanlar ve türlü türlü sapıklıklara bağlı olanlar Müslümanların zihinlerini karıştırmak için şeytanca propagandalara baş vuruyorlardı. Bir tek misal verelim: Yemenli bir yahudi olan İbni Sebe' dış görünüşüyle yalancıktan müslüman olmuş Abdullah ismini almış, başına sarık sarmış ve sapık fikirler yaymaya başlamıştı. Şii'liğin kurucusu bu adamdır. işte i'tikad ve ameliyatta ehl-i sünnet imamları Allah'ın dininin saflığını korumak için büyük gayret sarf ederek dinimizin hükümlerini ortaya koymuşlar; sapık, batıl inançları reddetmişlerdir.

Yegane kurtuluş yolu i'tikad ve amelde ehl-i sünnet mezhebidir. O da, yukarıda belirttiğimiz gibi inançta iki, amelde dört hak şubeye ayrılmıştır. Hepsi doğrudur, temelde ve esasta birdir. İnanç ve amelde bunların birini tatbik ve taklid etmek şarttır, zarurettir. vesselam.
Zira Mezhepsizlik dinsizliğin köprüsüdür. Dört Hak Mezhebi kabul etmeyen Lâ Mezhebiye isimli Cehennemlik bir fırka vardır ...

Müslümanların Dikkatlerine Bazı Önemli Meseleler ...

1 - Kur'an-ı Kerim'in tefsirini (açıklamasını) yapmak; ondan ve hadislerden şer'i, fıkhi, dini hüküm çıkartmak ancak icazetli din alimlerinin yetkisi dahilinde olan bir iştir. Din alimi olmayan; Arapça bilmeyen; iilet ilimIerini ve alet ilimlerini tahsil edip icazetli bir alimden icazet almamış bulunan cahillerin ve heveskarlann Kur'an tefsirine, din hakkında kendi heva, heves ve re'yleriyle fikir beyanına yeltenmeleri İslam'a ve müslümanlara büyük zarar verir; İslam ümmeti içinde anarşiye yol açar; kâfir'lerin ekmeğine yağ sürer. Ehliyeti olmayan icazetsiz kişilerin fikir ve aksiyon planında at oynattıkları bir müslüman toplumda birlik olmaz; böyle bir toplum felah bulmaz. Bugün müslümanların içinde bulundukları zilletli durumun ana sebebi budur.

2 - İcazeti, ehliyeti, liyakati olmayan ehl-i sünnet dışı kişilerin yaptıkları tefsir, tercüme ve mealler birer "heva ve re'y tefsiri" olup yararlı değil, zararlıdır; bunları okuma metoduyla sağlam din bilgisi edinilemez; bunlar okunmamalıdır. Para hırsiyle, yani bozuk niyetle yayınlanan bu kabil kitaplar din kitabı sayılamaz.

3 - Dinimizi, ALLAH ve Resülü'nün (SAV) Rızasına uygun olarak anlayıp öğrenmenin yolu ehliyetli, liyakatli, icazetli sünni din alimlerinin kitaplarını (akaid, fıkıh, ilmihal, ahlak, tasavvuf vs.) okumakla mümkün olur. Kur'an meali, hadis tercümesi okumakla olmaz.

4 - İcazetli alim demek, ucu ALLAH'ın Resülüne (SAV) uzanan geçerli bir diplomaya sahip olmak demektir. İcazetsiz ne Şeriat alimi olur, ne de tarikat şeyhi. Böyle bir icazeti, ancak icazetli hocalar, büyük emeklerle yetiştirdikleri, imtihan edilip başarısı görülen talebelerine verebilirler.

5 - İslam bir ideoloji veya hümanama değildir. Bu yüce ilahi nizamı kavmiyetçiliğe, particiliğe, küçük hesaplara, politik ayak oyunlarına, menfaat ve nüfuz hırsına alet edenler hain ve alçak kişilerdir; bunlar hizmet ehli değil, hezimet ehlidirler. Böylelerinin peşlerine düşenler (bilerek veya bilmeyerek) tahribata sebebiyet vermiş, dinimizin ve ümmetimizin temellerine dinamit koymuş olurlar. Bize en büyük zararı verenler bu türlü haşarattır.

6 - Çağımızın büyük din alimi Profesör Said Ramazan el-Bilti "İslam Şeriatini Tehdit Eden En Tehlikeli Bid'at Mezhebsizliktir" adıyla bir kitap yazmıştır. Diğer bir yüksek sünni alim, Düzceli merhum Muhammed Zahid Kevseri hazretleri, "Makatat" adlı değerli eserinde "Mezhebsizlik dinsizliğe köprüdür" buyurmaktadır. Evet, bütün icazetli (yani gerçek) din alimlerimiz i'tikad ve amelde ehl-i sünnet mezhebinden olmayı zaruri görmüşlerdir. Son zamanlarda, bazı dış ülkelerden gelen para yardımları ve çeşitli teşviklerle yayılan mezhebsizlik modası İslami uyanış ve kurtuluş hareketimizi baltalamakta; birliğimizi parçalamakta; enerjimizi tartışma ve ihtilaf bataklıklarında yok etmektedir.

7 - "Asr-ı Saadet'te mezhep yoktu, o halde bid'attir!" itirazı şeytani bir desiseden, ahmakça bir hezeyandan ibarettir. Peygamberimizin sağlığında kitap şeklinde yazılıp toplanmış bir tek Mushaf nüshası bile yoktu. Bilahare Hz. Ebû Bekir (RA) zamanında toplanıp yazılmıştır. Mezhebsizlerin mantığına göre, elimizdeki Mushaf'lar da mı bid'attir? Mushaf Kur'an-ı Kerim'in metnini (ilahi nazmı), mezhebler ise o ilahi kitaptan ve onun açıklaması olan sünnetten çıkarılan şer'i hükümleri ihtiva etmektedir. Hak mezhebler arasında temel meselelerde, ana maddelerde hiçbir ihtilaf yoktur. Teferruata ait görüş ayrılıkları ise İslam fıkhının, hukukunun, kültürünün zenginliğini teşkil etmektedir. Hak mezhebler ortadan kalkar ve mezhepsizlik yayılırsa İslam'ın safiyeti bozulur, bid'atler hakim olur. Mezhebsizlik ehl-i İslam için en büyük bela ve felakettir.

8 - Bazı mezhebsizler işi iyice azıtarak Peygamberimize SAV saygısızlık etmekte; sünnet-i seniyyeyi hafife almakta; hadisleri inkar etmektedir. Bunlar, kanserli hücreler gibidir.

9 - Müslümanların birleşmesi ve yücelmesi için İslami bir hiyerarşi gereklidir. Bu da şeytani bir özgürlük ile değil, rahmani bir itaat ile mümkün olur. Birliğin zaruri şartları şunlardır: İ'tikad ve amelde ehl-i sünnet mezhebinden olmak; müslümanlar içindeki yerini ve haddini bilip, kendi kafasına göre iş yapmamak; heva, heves ve rey'ini terk edip, emir ve tavsiyelere uymak.

10 - Tasavvuf haktır! Ancak Şeriatsiz tasavvuf olmaz. Turuk-i aliyye dinimize ve ümmetimize çok yararlı hizmetler etmektedir. Rehberi olmayanın rehberi şeytandır. Adları ne olursa olsun, bütün hak tarikler, "Tarikat-i Muhammediye"dir.

11 - Müslümanların örnek alacakları ve model olarak kabul edecekleri gerçek mücahidler, Peygamberimizin ve salih seleflerimizin yolunda yürüyen hakiki önderler Selahaddin-i Eyyubi, Şeyh Şamil, Emir Abdülkadir ve benzerleri gibi şahsiyetlerdir.

12 - Her müslümana düşen önemli vazifeler şunlardır:
a - İ'tikadını tashih etmek, yani inançta ve amelde ehl-i sünnet mezhebinden olmak.
b - İlmihalini öğrenmek.
c - Başta beş vakit namaz olmak üzere öğrendiği ilmi hayata uygulamak.
ç - Nefsiyle ve şeytanla cihad etmek.
d - ALLAH
'a olan misak'ının, Resulullah'a (SAV) ettiği biat'ın şuur ve idraki içinde olmak; gerçek İSLÂM büyüklerine itaat etmek ve birliği bozmamak.
e - İstikametten (doğruluktan) ihlastan ayrılmamak; kurtarıcı iyi huylarla bezenmek, helâk edici kötü huylardan arınmak.
f- Dünyaya değil, ahirete dönük olmak; kazanç hırsına, lükse, konfora esir olmamak.