İlim rütbesi rütbelerin en yükseğidir...   Cahilin şahitliği İSLÂM mahkemesinde kabul edilmez
       
   
  FATİH SULTAN MEHMET VE KARARLILIK
Yüksek İSLÂM Hukuku Sitesi Anasayfa
 
 
   
 

« F a t i h S u l t a n _M e h m e d _ve_ k a r a r l ı l ı k »

Fatih Sultan Mehmed ile Veziriâzam Çandarlı tartışması :
Sultan İkinci Mehmed henüz yedi yaşlarında iken hocası Molla Ak Şemsüddin kulağına eğildi ve başarının en önemli kuralını fısıldadı: “Sen mücahidin–i fisebil-illahsın! Şimdiden hedefini tespit etmelisin.” (Başarı için önce hedef tespiti yapmak şart) Önce hedef belirlendi: “Konstantiniyye mutlaka fethedilecektir.” Ak Şemsüddin hedef tespitinden sonrasını da söyledi: “Dağ ne kadar yüksek olursa olsun, yol onun üzerinden geçer. Sen dağ olmaya heveslenme, asla gururlanma; yol ol ki, herkes senin üzerinden geçerken, sen dağların ve surların üzerinden geçesin.” (Başarı için tespit edilen hedefe kilitlenmek şart) “Hocam, ya şartlar elverişli olmazsa?” diye sordu. Ak Şemsüddin hiç duraksamadan cevap verdi: “Şartlara teslim olmazsan şartlar değişir, sana teslim olurlar. Çok çalışır, çok dua eder ve çok istersen ALLAH’ın rahmeti tecelli eder, rahmet tecelli ettiğinde nice olmazlar olur.” (Başarı için olumsuzluklara meydan okumak şart) Padişah, günü gelince, çocuk yaşına bakmadan Bizans’ın fethini düşlemeye başladı.

Vezir-i azam (Başbakan) Çandarlı Halil Paşa, (Çandarlı, çocuk yaşından itibaren devlet hizmetinde pişmiş, Fatih’e de babasından kalmış çok deneyimli bir devlet adamı olmasına rağmen fethi öngöremiyordu) gencecik padişahın niyetini duyar duymaz telaşlandı. Sadrazam olarak genç padişaha yol göstermek gibi bir sorumluluğu vardı. “Padişah bir çocukluk edip Bizans’ın üzerine yürümeye kalkarsa, alimALLAH Osmanlı mülkü pây-mâl olabilir, hatta elden gidebilir” diye düşünüyor, ümmet-i bir aceminin acemiliğine kurban etmemenin görevi olduğuna inanıyordu. İkaz görevini gerekirse en sert şekilde yapacak, kelle pahasına da olsa, Padişah’ı bu maceradan vaz geçirecekti. Bu kararla Genç Padişah’ın huzuruna girdi ve selamı bile unutup sordu: “Sen ümmet-i Muhammed’i hisar önünde telef etmek mi istersün?”
Genç Hünkâr, baba yadigârı Sadrazam’ının öfkelenmesinin sebebini az çok tahmin etmişti. Fakat ağzından duymak istiyordu: “Kangi (hangi) sebepten ümmet telef olubdur koca vezirum?” - “Bizans’ı feth itmeğe and virmişsün. Ümmetun telefatine başkaca sebep ne lâzım?”

“Beli, and virdük. Ya biz Bizans’ı, ya Bizans bizi alacak dedük! Bir mahzuru mu var?” -“Elbette!” diye cevap verdi Sadrazam, konuşurken uzunca sakalı titriyordu: “Elbette ki mahzuru var, olmayacak duadır ki, akl-ı selim olmayacak duaya hiçbir vakit âmin dimez.” - Sultan İkinci Mehmed gülümsedi: “Kangi duayı kabul edeceğini ancak Hak Tealâ bilür. Biz sadece arzımızı yapar, hükm-i İlâhiye râm olub beklerüz.” Kalktı, Sadrazamına doğru birkaç küçük adım attı. Gözlerine baktı: “Her daim dimez misin ki, kul kısmı gaza yolunda elinden geleni yapmakla mükelleftur. Biz dahi muştunun (fetih müjdesinin) tahakkuku cihetinde say edeceğiz. İnşaALLAH-ü Tealâ fetih mukarrerdir.”

“Nereden belli ki?” - “Doğru, henüz belli değil. Zaten teşebbüs olmadan tahakkuk olmaz. Biz dahi teşebbüs üzereyiz.”
Koca Sadrazamın aklı bu işe bir türlü yatmıyordu. İkna olmamıştı: “Baban alamadı, ondan öncekiler de alamamıştı, sen nasıl alacaksın bakalım?” dedi, hafiften alaycı. Genç hükümdar hışımla pencereye döndü. Bir süre yeniçerilerin koşturmasını seyretti. Onlar fethe inanıyordu. Ama yaşlı Sadrazamını henüz inandıramamıştı. Yüreğine ince bir sızı girdi. Bir an için endişelendi. Ne de olsa yaşlı Sadrazamın müthiş bir tecrübe birikimi vardı. Onbeş yaşından beri devlet hizmetindeydi. Kendisi ise onbeş yaşını geçeli ancak birkaç yıl olmuştu. Bu açıdan şartlar aleyhine görünüyordu. Fakat şartlara teslim olmayacaktı: “Bak a vezirim” diye söze başladı, öfkesini tereddüdüne sarıp yutkunarak; “Ben ne babama benzerim, ne babamdan öncekilere. Şimdiki zaman başkaca zamandır. Çaresi yok, fetih olacak.” İhtiyar Sadrazam, tezini savunma kararlılığı içinde tek geri adım atmadı: “O zaman bil ki, bunun mes’uliyeti tamamiyle sana aittur, çünkü akıbeti hayır görmüyorum. Bizans İmparatoru ünvanını alayım derken, korkarım padişahlıktan da olacaksın. Bu ne hırs!”

Padişah öfkelendi: “Hırs değil imandır!..” diye bağırdı, “Dedik a, ya biz onu, ya o bizi alacak! Hakikatli hükümdar olmanın başkaca yolu yoktur.” “Elinde olanla yetinsene.” “Elimdekiyle yetinirsem elimde olan da gider Çandarlı, ne belledin! Zirvede durulmaz, ya devamlı tırmanırsınız, ya da aşağı kayarsanız. Ben gencim, tırmanacağım!”
Yüreğimiz geniş olsa da yerimiz dar: Bari ötesi yarına kalsın...

Yaşlı Sadrazam Çandarlı Halil Paşa, genç Padişah Sultan İkinci Mehmed’in huzurundaydı. Onu fetihten vazgeçirmeye çalışıyordu. Bir ara, “Ben söylemiş olayım” dedi, “Hak Tealâ ve kulu nezdinde mes’uliyetten kurtulayım da, sen yine ne ki istersen yap; beli, padişah sensün” “Şükrolsun padişah-ı cihanız!” diye kükredi Sultan Mehmed, “Konstantiniye’yi fethedeceğiz.”

“İmkânsız” diye dudak büzdü Çandarlı Halil Paşa. “Neden Koca Vezir?”

“Çünkü Bizans’ın kalın ve sağlam surlarını yıkacak kudrette topumuz yoktur.” Genç hükümdarın karşısına yine şartlar ve sebepler çıkmıştı.

Ak Şemsüddin Hoca’nın sözlerini hatırladı. Gülümseyerek sordu: “Surları yıkacak toplar günün birinde yapılacak mı?” “Evet” dedi Sadrazam, “Günün birinde herhal ki yapılır.”

Genç hükümdar gürül gürül gürledi: “İşte o gün bugündür vezirim! Topları yapacak zenaatkâr benim, Bizans’ı yıkacak Hünkâr da benim.”

Ne demişti Ak Hoca: “Şartlara teslim olmazsan şartlar değişir, sana teslim olurlar. Çok çalışır, çok dua eder ve çok istersen ALLAH’ın rahmeti tecelli eder, rahmet tecelli ettiğinde nice olmazlar tahakkuk eder (gerçekleşir).” Şartlar değişti, Bizans teslim oldu, çünkü rahmet inmişti.